HFHACI FİLİK
24 Temmuz 2026 · 4 dakika okuma

Lozan’ı Tartışmak Değil, Türkiye’nin Geleceğini Güçlendirmek Zorundayız

Lozan Antlaşması söz konusu olduğunda Türkiye’de iki farklı uç yaklaşım görüyorum.

Bir kesim Lozan’ı hiçbir yönüyle tartışılmayacak mutlak bir zafer olarak görüyor. Başka bir kesim ise Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluş iradesini hedef alarak Lozan’ı bir yenilgi, bir dayatma veya toplumsal kimlikleri baskılayan bir belge gibi göstermeye çalışıyor.

İsmet İnönü

Ben meseleyi bu iki yaklaşımın dışında değerlendiriyorum.

Benim için tarih; övünmek ya da dövünmek için değil, ders çıkarmak için okunmalıdır.

24 Temmuz 1923’te imzalanan Lozan Antlaşması, Türk milletinin Millî Mücadele sonucunda kazandığı askerî zaferin diplomasi masasında tescil edilmesidir. Türkiye Cumhuriyeti’nin bağımsızlığı, egemenliği ve uluslararası alandaki hukuki varlığı bu antlaşmayla kabul edilmiştir.

Lozan Konferansı İsmet Paşa

Lozan, şartları ve sonuçları bakımından elbette tartışılabilir. Her tarihî metin gibi eksikleri, kazanımları ve dönemin şartları içerisinde değerlendirilecek yönleri vardır. Ancak Lozan’ı tartışmak başka, Lozan üzerinden Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluş iradesini tartışmaya açmak başka bir meseledir.

Bugün Lozan’dan en fazla rahatsızlık duyan çevrelerin başında, Türk milletinin ortak egemenlik anlayışını reddeden etnik kimlik siyaseti gelmektedir.

TBMM’de temsil edilen DEM Parti milletvekilleri ve onları destekleyen bazı sözde aydınlar, Lozan’da Kürtlerin yok sayıldığını, Türk egemenliğinin diğer kimlikleri baskıladığını ileri sürmektedir.

Bu görüşlere katılmıyorum.

Lozan Antlaşması, farklı etnik kimlikler arasında üstünlük kurmayı amaçlayan bir metin değildir. Lozan, işgal edilmiş bir vatanın bağımsızlığını kazanan Türk milletinin egemenlik belgesidir.

Buradaki “Türk milleti” kavramı yalnızca bir soy veya etnik köken tanımı değildir. Türkiye Cumhuriyeti’ne vatandaşlık bağıyla bağlı olan herkesin ortak siyasi kimliğini ifade eder.

Cumhuriyetimizin kuruluş anlayışı insanları etnik kökenlerine göre ayırmak değil, ortak vatandaşlık hukuku altında birleştirmektir.

Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucu belgelerini etnik ayrışmanın aracı hâline getirmek, tarihî bir değerlendirme değil, güncel siyasi bir tercihtir. Lozan üzerinden Türk milletinin egemenliğini hedef alanlar, aslında Türkiye’nin üniter devlet yapısını ve ortak millî kimliğini tartışmaya açmaktadır.

Ben, hiçbir vatandaşımızın kültürel kimliğinin veya ana dilinin inkâr edilmesini savunmam. Ancak kültürel haklar ile ayrı bir siyasi egemenlik talebi birbirine karıştırılmamalıdır.

Demokratik bir hukuk devletinde herkes eşit vatandaş olmalıdır. Devletin dili, bayrağı, ülkesi ve egemenliği ise tartışma konusu yapılamaz.

Türkiye’nin geleceği; etnik bölünmede, kimlik çatışmalarında veya dış merkezlerin hazırladığı siyasi projelerde değildir.

Türkiye’nin geleceği;

hukukun üstünlüğünde,

liyakatli devlet yönetiminde,

ekonomik bağımsızlıkta,

güçlü savunma sanayisinde,

Mavi Vatan’ın korunmasında,

Kıbrıs Türkü’nün güvenliğinde,

ve Türk milletinin ortak egemenliğindedir.

Bugün asıl tartışmamız gereken mesele, yüz yıl önce imzalanan bir antlaşmayı sürekli yeniden yargılamak değil; Cumhuriyetimizin ikinci yüzyılında Türkiye’yi nasıl daha güçlü hâle getireceğimizdir.

Lozan’ın kazanımlarını korumak, Lozan’ın eksik bıraktığı alanlarda Türkiye’nin haklarını geliştirmek ve millî egemenliğimizi geleceğe taşımak zorundayız.

Devlet aklı bunu gerektirir.

Geçmişi inkâr etmeden, geçmişe hapsolmadan ve Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluş iradesinden taviz vermeden geleceği inşa etmeliyiz.

Çünkü güçlü devletler tarihleriyle kavga etmez.

Tarihlerinden ders alır, milletleriyle birlikte geleceği kurarlar.

Hacı FİLİK
Zafer Partisi Çayırova İlçe Başkanı

Hacı FiLiK sitesinden daha fazla şey keşfedin

Okumaya devam etmek ve tüm arşive erişim kazanmak için hemen abone olun.

Okumaya Devam Edin