HFHACI FİLİK
21 Temmuz 2026 · 7 dakika okuma

Türkiye’nin Siyasi Mücadelesi: Yeni Partilere Değil Duruşa İhtiyacı Var

Yorum 0

Ben gazeteci değilim.

Türkiye’de ve dünyada yaşanan gelişmeleri tarafsız görünme kaygısıyla aktarmıyorum. Olaylara bir Türk milliyetçisinin penceresinden; Türk milletinin, Türk devletinin ve Cumhuriyetimizin geleceği açısından bakıyorum.

Kimseyi memnun etmek için lafı eğip bükmem. Yanlış kimden gelirse gelsin yanlış, doğru kim söylerse söylesin doğrudur.

Özgür Özel, 21 Temmuz 2026 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi’ndeki CHP grup toplantısında yeni bir siyasi parti kuracaklarını açıkladı. Partinin resmî adı henüz kesinleşmemiş olsa da çok sayıda milletvekilinin yeni oluşuma katılması bekleniyor. Özel, yeni partinin Meclis’te ana muhalefet konumuna geleceğini ve “Türkiye İttifakı” anlayışıyla iktidara yürüyeceğini söylüyor.

Ben bu gelişmeye yalnızca “Muhalefette yeni bir parti kuruldu” gözüyle bakmıyorum.

Çünkü mesele yeni bir tabela asmak, yeni bir amblem çizmek veya milletvekillerini bir partiden diğerine taşımak değildir.

Mesele duruştur.

Mesele, zor zamanda nerede durduğunuzdur.

Mesele, mücadele ettiğinizi söylediğiniz değerleri gerçekten savunup savunmadığınızdır.

Mahzuni’nin Duruşu

Âşık Mahzuni Şerif’in bir sözü ve duruşu gelir aklıma…

Anlatılır ki evini yakmışlar, köyünü terk etsin diye.

O ise:

“Ben buralıyım, burayı terk etmem.”

demiş.

Bir daha yakmışlar…

O yine kalmış.

Sonra sazını eline almış; “Erim Erim Eriyesin”, “Yuh Yuh” ve “Zalim” demiş.

Çünkü gerçek mücadele, işler zorlaştığında çekip gitmek değildir.

Gerçek mücadele; inandığın değerlerin başında durmak, yanlışın karşısında direnmek ve gerekirse bedel ödemektir.

Bugün yeni bir parti kurmayı tercih edenlere baktığımda, Âşık Mahzuni Şerif’in o duruşunu görmek isterdim.

CHP’li Değilim, Fakat Gerçeği Söylüyorum

Ben Cumhuriyet Halk Partili değilim.

Türk milliyetçisiyim.

CHP’nin geçmişte izlediği birçok politikayı eleştirdim, bugün de eleştiriyorum. Türkiye’nin millî güvenliği, sığınmacılar, terörle mücadele, ekonomi, dış politika ve devlet yönetimi konusunda CHP’nin yanlışlarını açıkça söyledim.

Ancak bir gerçeği de görmezden gelmem.

Cumhuriyet Halk Partisi, sıradan bir siyasi tabela değildir. Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün kurduğu, Millî Mücadele’den ve Cumhuriyet’in kuruluş iradesinden izler taşıyan tarihî bir partidir.

Bu tarihî mirasın bugünkü yöneticilerin şahsî mülkü olmadığını düşündüğüm gibi, mahkeme kararlarıyla veya siyasi müdahalelerle şekillendirilmesini de doğru bulmam.

Siyasi partilerin yönetimlerini hâkimlerin, savcıların veya iktidar hesaplarının belirlediği bir ülkede demokrasiden söz edilemez.

Ancak buna verilecek cevap da mücadele alanını terk etmek olmamalıdır.

Eğer Cumhuriyet Halk Partisi’nin Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün mirasını temsil ettiğine inanıyorsanız, o mirası bırakıp başka bir partiye gidemezsiniz.

Kalır, direnirsiniz.

Hukuk mücadelesi verirsiniz.

Teşkilatınıza, üyenize ve seçmeninize sahip çıkarsınız.

Yanlış gördüğünüz yönetim anlayışının karşısında mücadele edersiniz.

Çünkü mücadele, yalnızca kazanacağınızı bildiğiniz yerde yapılmaz.

Gitmek, Müdahaleyi Kabullenmek Değil midir?

Özgür Özel ve arkadaşları, CHP’ye yönelik sürecin siyasi bir müdahale olduğunu savunuyor.

Peki siyasi bir müdahale olduğunu söylediğiniz süreç sonunda partinizi bırakıp gidiyorsanız, bu müdahalenin amacına ulaşmasını kolaylaştırmış olmuyor musunuz?

Birileri sizi evinizden çıkarmaya çalışıyorsa yapılması gereken yeni bir ev aramak değil, kendi evinizin kapısında durmaktır.

Çünkü siz çıktıktan sonra o evde kimin oturacağına artık siz karar veremezsiniz.

CHP’yi terk ederek yeni bir parti kurmak kısa vadede milletvekili sayısı, belediye desteği veya kamuoyu ilgisi sağlayabilir. Fakat tarih yalnızca kaç milletvekilinin hangi partiye geçtiğini yazmaz.

Tarih, kimin nerede durduğunu da yazar.

Bugün sizinle birlikte hareket eden milletvekilleri yarın başka bir siyasi hesap gördüğünde başka bir yere geçebilir.

Siyaset yalnızca sayı hesabı değildir.

Siyaset inanç, sadakat, mücadele ve bedel ödeme işidir.

Türkiye’nin Yeni Tabelalara Değil, Net Çözümlere İhtiyacı Var

Ülkenin içinde bulunduğu durum içler acısıdır.

Türk milleti geçinemiyor.

Gençler geleceğini başka ülkelerde arıyor.

Emekli temel ihtiyaçlarını karşılayamıyor.

Adalet duygusu zedelenmiş, devlet kurumlarına duyulan güven sarsılmıştır.

Milyonlarca sığınmacı ve kaçak, Türkiye’nin demografik yapısını ve millî güvenliğini tehdit ederken siyasi partiler hâlâ günübirlik hesaplarla hareket ediyor.

Terör örgütleri ve onların siyasi uzantıları karşısında açık bir devlet politikası ortaya konulamıyor.

Liyakat yerini sadakate, üretim yerini borçlanmaya, devlet ciddiyeti yerini propaganda siyasetine bırakıyor.

Türkiye böylesine ağır sorunlarla karşı karşıyayken milletin ihtiyacı yeni bir parti tabelası değildir.

Milletin ihtiyacı netliktir.

Yeni kurulacak parti Türk milletine şunları açıkça söylemelidir:

Türkiye üniter bir millî devlet olarak mı kalacaktır?

Anayasa’nın değiştirilemez maddeleri tartışmaya açılacak mıdır?

Türk vatandaşlığı parayla satılmaya devam edecek midir?

Sığınmacılar ve kaçaklar ülkelerine gönderilecek midir?

PKK, PYD ve YPG’ye karşı tavır ne olacaktır?

Devlet kadrolarında liyakat nasıl yeniden kurulacaktır?

Ekonomide üretim, adalet ve millî kalkınma nasıl sağlanacaktır?

Bu sorulara cevap vermeden “Türkiye İttifakı” demek kolaydır.

Atatürk, Cumhuriyet ve Misak-ı Millî isimlerini konuşmalarda kullanmak da kolaydır.

Zor olan, bu değerlerin gereğini yerine getirmektir.

Atatürk’ü yalnızca söylemde değil; tam bağımsızlıkta, millî ekonomide, üniter devlette, laik Cumhuriyet’te, bilimde, eğitimde ve devlet yönetiminde savunmak gerekir.

Muhalefetin Bölünmesinin Bedelini Millet Öder

Yeni partinin kurulması yalnızca CHP’nin iç meselesi değildir.

Türkiye’de muhalefetin daha da parçalanması, iktidarın işini kolaylaştırabilir. Nitekim yapılan ilk değerlendirmelerde de yeni oluşumun güçlü bir toplumsal karşılık meydana getirememesi hâlinde muhalefetteki bölünmenin kısa ve orta vadede iktidara avantaj sağlayabileceği belirtilmektedir.

Bunun bedelini Özgür Özel, Kemal Kılıçdaroğlu veya parti yöneticileri ödemez.

Bedelini Türk milleti öder.

Bugün ülkenin ihtiyacı kişisel hesaplaşmalar, koltuk kavgaları ve birbirine rakip muhalefet partileri değildir.

Türkiye’nin güçlü, millî, demokratik ve devlet yönetmeye hazır bir seçeneğe ihtiyacı vardır.

Kimin hangi partide olduğundan önce, Türk devletinin ve Türk milletinin çıkarları konuşulmalıdır.

Tarih Kalanları Hatırlar

Özgür Özel’in karşı karşıya kaldığı siyasi ve hukuki süreci küçümsemiyorum.

Siyasi partilerin mahkeme kararlarıyla dizayn edilmesini doğru bulmuyorum.

Seçilmiş parti yönetimlerinin yargı eliyle değiştirilmesi, hangi partiye yapılırsa yapılsın, Türkiye’nin demokratik düzenine zarar verir.

Fakat yanlış bir müdahaleye verilecek cevap, mücadele meydanını terk etmek olmamalıdır.

Eğer CHP Atatürk’ün mirasıysa, o miras kolayca bırakılamaz.

Eğer ortada bir haksızlık varsa, o haksızlığa karşı kendi evinizde direnirsiniz.

Çünkü tarih, zor zamanlarda gidenleri değil; kalıp bedel ödeyenleri hatırlar.

Âşık Mahzuni Şerif’in sazı bize tam da bunu anlatıyordu:

Zalime karşı susma.

Yanlışa boyun eğme.

Ama mücadele meydanını da terk etme.

Benim görüşüm nettir:

Türkiye’nin yeni siyasi tabelalara değil, devlet ciddiyetine ihtiyacı vardır.

Türk milletinin alkış bekleyen siyasetçilere değil, gerektiğinde bedel ödemeyi göze alan liderlere ihtiyacı vardır.

Çünkü bu ülke kişisel hesaplardan, parti içi kavgalardan ve koltuk mücadelelerinden çok daha büyüktür.

Siyasette herkes kendisine yeni bir yol çizebilir.

Ancak kimse terk ettiği mücadele meydanını, zafer kazanılmış bir cephe gibi gösteremez.

Hacı FİLİK

Yorum Yap

Hacı FiLiK sitesinden daha fazla şey keşfedin

Okumaya devam etmek ve tüm arşive erişim kazanmak için hemen abone olun.

Okumaya Devam Edin