Türkiye siyaseti yeni bir partiyle daha tanıştı.
Özgür Özel ve beraberindeki milletvekillerinin CHP’den ayrılarak “Yeni Parti” çatısı altında yeni bir siyasi yolculuğa çıkması, yalnızca bir parti kuruluşu olarak okunmamalıdır.
Çünkü mesele bir tabelanın değişmesinden çok daha büyüktür.
Ben daha önce de yazdım:
Türkiye’nin yeni partilere değil, yeni bir siyasi duruşa ihtiyacı var.
Bugün de aynı yerde duruyorum.
CHP’den Ayrılmak Çözüm müydü?

Cumhuriyet Halk Partisi sıradan bir siyasi parti değildir.
Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluş sürecinin içerisinden doğmuş, Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün siyasi mirasını taşıyan tarihî bir kurumdur.
Bu nedenle CHP içerisinde yaşanan mücadeleyi yalnızca genel başkanlık, parti yönetimi veya milletvekilliği üzerinden değerlendirmeyi doğru bulmuyorum.
Geçtiğimiz günlerde Âşık Mahzuni Şerif üzerinden anlatmaya çalıştığım mesele tam olarak buydu.
Evi yakılsa da toprağını terk etmeyen, sazını eline alıp zalime karşı sözünü söylemeye devam eden bir duruş…
Ben CHP içerisindeki Cumhuriyetçi, Atatürkçü ve millî çizgideki insanların da benzer bir mücadele vermesini beklerdim.
Gitmek yerine kalmalarını.
Mücadele etmelerini.
CHP’yi yeniden Atatürk’ün kurduğu çizgiye taşımalarını.

Ancak onlar başka bir yol seçtiler.
Artık bu tercihin doğru mu yanlış mı olduğunu tartışmaktan çok, bundan sonra Yeni Parti’nin hangi Türkiye tasavvurunu ortaya koyacağını konuşmak gerekiyor.
Şimdi Cevaplanması Gereken Sorular Var
Bir siyasi partinin değerini adı, logosu veya kaç milletvekiliyle kurulduğu belirlemez.
Asıl mesele hangi konularda nerede durduğudur.
Yeni Parti’ye de buradan bakacağım.
Türkiye Cumhuriyeti’nin üniter devlet yapısı konusunda tavrı ne olacak?
Anayasa’nın ilk dört maddesi tartışmaya açıldığında nerede duracak?
Türk milletinin ortak kimliği konusunda ne söyleyecek?
Terör örgütleri ve onların siyasi uzantıları karşısında nasıl bir çizgi izleyecek?
Sığınmacı ve kaçak sorununa hangi devlet politikasıyla yaklaşacak?
Türkiye’nin sınır güvenliği, ekonomik bağımsızlığı, laik Cumhuriyet düzeni ve millî egemenliği konusunda hangi politikaları savunacak?
Ve belki de en önemlisi:
Atatürk’ü yalnızca duvarlara asılan bir fotoğraf olarak mı görecek, yoksa onun kurduğu devlet anlayışını gerçekten savunacak mı?
Benim için belirleyici olan bunlardır.
Türkiye’nin Sorunu Parti Sayısı Değil
Türkiye’de yeterince siyasi parti var.

Yeni tabelalara da yeni genel merkez binalarına da ihtiyacımız yok.
Türkiye’nin ihtiyacı; devletin kurumlarını yeniden ayağa kaldıracak, hukukun üstünlüğünü sağlayacak, liyakati esas alacak ve Türk milletinin çıkarlarını siyasi hesapların üzerinde tutacak bir devlet anlayışıdır.
İktidar değişebilir.
Partiler kurulabilir, kapanabilir.
Genel başkanlar gelip geçebilir.
Ama devlet kalır.
Millet kalır.
Cumhuriyet kalır.
Bu nedenle benim siyasete baktığım yer parti isimlerinin çok ötesindedir.
Ben meseleye Türk milletinin ve Türkiye Cumhuriyeti’nin geleceği açısından bakıyorum.
Doğru yapılan işe, kim yaparsa yapsın doğru derim.
Yanlış yapılan işe de hangi siyasi mahalleden gelirse gelsin yanlış derim.
Çünkü Türkiye’nin en büyük problemlerinden biri tam olarak budur:
Kendi mahallesinin yanlışına susup karşı mahallenin yanlışına bağıran bir siyaset anlayışı.
Bu anlayış değişmeden Türkiye’de gerçek anlamda yeni bir siyaset kurulamaz.
Yeni Parti Gerçekten “Yeni” Olabilecek mi?
Şimdi önümüzde yeni bir siyasi yapı var.
Peşinen mahkûm etmek de peşinen alkışlamak da doğru olmaz.
Ancak bir siyasi hareket “yeni” olduğunu söylüyorsa, bunun gereğini de göstermek zorundadır.
Eski siyasetin kadrolarını, alışkanlıklarını, ittifak hesaplarını ve söylemlerini yeni bir tabelanın altına taşırsanız ortaya yeni bir siyaset çıkmaz.
Sadece yeni bir tabela çıkar.
Bu nedenle Yeni Parti’nin önündeki asıl sınav seçim meydanlarında değil, Türkiye’nin temel meselelerinde vereceği kararlarda olacaktır.
Cumhuriyet söz konusu olduğunda nerede duracak?
Türk milletinin millî çıkarları söz konusu olduğunda kimin yanında olacak?
Hukuk siyasetin karşısına çıktığında hukuku mu, siyasi hesabı mı tercih edecek?
Terörle mücadelede devletin yanında mı duracak, günlük siyasi dengelerin peşinden mi gidecek?
Bunların cevabını zaman gösterecek.
Biz de izleyeceğiz.
Doğrusuna doğru, yanlışına yanlış diyeceğiz.
Çünkü dün söylediğim sözü bugün de değiştirmiyorum:
Türkiye’nin yeni partilerden önce yeni bir siyasi ahlaka, devlet aklına ve kararlı bir duruşa ihtiyacı var.
Tabela değişebilir.
İsim değişebilir.
Siyasetin aktörleri değişebilir.
Ama değişmemesi gereken bir şey vardır:
Türkiye Cumhuriyeti’nin ve Türk milletinin çıkarları.
Benim baktığım yer de tam olarak burasıdır.
Hacı Filik
