
Biraz ben..
İnsan olmanın bir özelliği, hayal kurmak ve bu kurguladığı hayatı yaşamak için verdiği çabalarla doludur. Yapılacak o kadar iş vardır ki planlar programlar hep bir yoğunluk içindedir, bir hedef yetmez çünkü daha fazlasını ister her zaman. Bunu da alalım, bunu da yapalım, biraz daha çalışıp kariyer yapalım, bir kedim olsun, soğuk bir kış günü o peteğin üzerinde mırıldanırken ben kahvemi alıp yağan karın büyüsüne kapılayım, arkada çalan hafif bir fon müziği eşliğinde hayallere dalsam. Yazacaklarımı planlasam ve kendimi yeniden keşfe çıksam. Yazdığım bu yazıyı kimler okur ve bu yazıyı yazdığım için tebrik eder güzel bir iş yaptım diye onaylar beni diye düşünmeden hayatını yaşayan biri olarak. Yaşadığı hayatı sorgularken içinde bulunabileceği haller vardır insanın. Kararlar almak ve aldığı kararların arkasında durmak gibi hayat kısa ve bu hayatı kendim için yaşıyorum, uzun uzun yazmak istiyorum, yazılarım şimdi bir anlam ifade etmese de daha iyi yazılar yazabilmek için şimdi sürekli yazıyorum. Bunun süreklilik arz etmesi gerekiyor ve alışkanlık olması lazım, daha iyi yazılar yazmam için konuları derinlemesine kendimce yorumlamam lazım.
Çevre Faktörü Çok Önemli
Kendi sınırlarını bilmek ve yeniden keşfe çıkmak kendini, bu keşif sırasında yaşayacağı hayatı planlamak ve programlamak. Bu planları gerçekleştirmek için yakın çevrenizin desteği önemlidir, sizi desteklemeleri ve fikirlerinize inanmaları lazım. Eğer sizin fikirlerinize ve sizin inançlarınıza karşı bir tavırları varsa uzaklaşmanız lazım, hatta kaçın oradan, çabuk değiştirin o ortamı. İnsan desteklenmek ve anlaşılmak istenen bir varlıktır, onaylanmak, yaptıklarından tatmin olmak ister, bu yüzden ki kişinin etrafında ki en yakın beş arkadaşının ortalaması olduğunu söylerler. Mevlana’nın bir sözü vardır “ Bana arkadaşını söyle sana kim olduğunu söyleyeyim” demiş. Bu sözden yola çıkacak olursak bizi biz yapan yakın çevremizdir. İleride nasıl bir hayat yaşamak istiyorsanız çevrenizi o kişilerle doldurmalısınız.
Kendini Onaylatmak İsteyenler
Böyle insanlar kendilerini keşfedememiş hep bir takdire onaylanmaya mahkûm etmiş kendi tatminleri gelişmemiş insanlardır, yaptıkları işi biri tarafından onaylanmazsa kendilerini yetersiz, değersiz, hiç bir şey başaramamış sayarlar. Uzmanlar bu yapıda olan kişilerin yetiştirilme döneminde aileleri tarafından özgüvensiz olarak yetiştirildiğini söylemektedirler. Yaptıkları işlerin öncesinde ya da sonrasında hep yapamazsın, başaramazsın, sen bilmezsin gibi telkinler ile karşılaşmıştır ve sonrasında bir iş yaptıklarından sonra bu işi yapabilmiş miyim diye birilerinden onay beklerler. Kendi başlarına bir iş yapamazlar. Hayatın kısa olduğunu ve bu anların bir daha yaşanamayacağının farkında olursak yaşadığımız her anın tadını çıkartmak ve iyi bir şekilde değerlendirmek gerektiğini anlamak önemli. Hayatı kendimiz için yaşamalıyız, bunun için de birisinin onayına veya etkisine girmemiz anlamsızdır.
Hayatı Yaşamayı Bilmek ve Karlar Almak
İllaki hep hareketli olmak, dolu dolu yaşamak gerekmiyor. Hayatı dolu dolu yaşamaktan kasıt hep bir hareket hep farklı ortamlar olmak zorunda değil. Önemli olan eve sobanın başında pineklerken de, hatta hafta sonu eve kapanmak zorunda olmamız, sevdiğiniz insanın sizi anlamaması, kedinizin yaramazlıkları yüzünden başladığınız yazıyı yazmak için daha fazla çaba harcamanız motivasyonunu düşürmemeli. Hayat her anı yaşamaya değer bunların içinde uyumak istersen uyumalısın, koşman gerekirse koş, kitap oku, yemek ye, film ize vs. ne yaparsan yap buna sen karar ver her zaman bir şeyler yapmak zorunda hissetme kendini, hayat senin, hayatta karar alabilme ve aldığı kararları uygulayabilme yeteneğine sahip olmak önemli. Birde yaptığı işlerin arkasında olmak doğru ve iyi bir insan olmak var. İnsan olmanın, dini, milleti, ırkı, yoktur insan olmak, vicdan denilen insanın içindeki o yumuşak yapıdan gelen doğal bir dürtüdür.

Sıkılgan ve Korkak Bir Yapıya Sahip Çekingenler Tipler
Hayatı yaşamaya korkanlar diye tabir etsem yanlış olmaz sanırım. Kendisine yarattığı konfor alanında hayatını sürdüren ve bu alan dışına çıkmaktan korkarak küçük dünyasında kendisini güvende hisseden, bu alan dışına çıkınca başına kötü şeyler geleceğini düşünen, kendi gibi olmayan ve yeni düşünceler yeni keşifler yapmak isteyen etrafındaki insanlara da iyi bakmayan bir kişiliktir.
Çünkü hayatta kendini geliştirmek adına bir şey yapmamış, herkesle iyi geçinmek durumunda kalmış başkalarının fikirlerini kendi fikriymiş gibi savunmuş, yaşamı boyunca kendi fikirleri olmadan kendinden üst gördükleri kişilerin fikirlerini görüşlerini benimsemiş. Çabuk sıkılan hayatta yaşam ile alakalı olarak hiçbir fikirleri olmayan insanlar, yanlış yapmaktan korkan, hiçbir konuda bilgisi olmadığından o konu hakkında fikir beyan edemeyen bu eziklik için de kendine ait olan fikirlerin de öne sürmede çekingen davranırlar. Özgüven eksikliği yaşarlar, sadakati sebebiyle kendine verilen makam ve mevkilere kendi çabasıyla gelemeyeceğini bilir ve o konuma kendisini getiren güce öyle bir sarılır ki dünyada ondan doğru ondan iyi kimse yoktur. Bu o kişi için gayet tabi doğrudur.
Topluma Uymayan Kişiler

Erik Hoffer’in de bahsettiği gibi “Topluma uymayan kişiler” vardır. Topluma uyamayanlar, eğer yaratıcı bir güce sahipse, kişisel bir atılım yapıyorlar veya yaratıcı güçleri yoksa ve kendi yeteneksizliklerinin ezikliğinden kurtulmak istiyorlarsa, kitle hareketlerinin içinde kişiliklerini eriterek bir tür “yıkıcılık özgürlüğüne” kavuşmak isterler. İşte bu insanlar yıkıcılık özgürlüklerine kavuşmak için içinde bulundukları topluluğun en pis işlerini yerine getiriyor ve kendini hiçbir şekilde yaptıklarından mesul hissetmeden bir işe yaramanın verdiği bir rahatlama ile özgürlüklerini sağlamış hissetmektedirler.

Sonsöz olarak şöyle bir giriş yapacak olursak; Karakteristik özellikler olarak farklılıklar gösteren insanların yaşamdan zevk alma ve yaşadıklarını hissetmeleri için akıp giden zaman içerisinde her anın tadını çıkartabilmesi gereklidir. Yoksa kaybolup gidecektir bu koşuşturmanın içinde. Kendi kendime, kendim için bir şeyler yapmak ve bu hayata iyi ya da kötü bir eser bırakmak en çok istediğim hayalim. Kapasitemi biliyorum, yapabileceklerimin farkındayım, eksikliklerimi de görüyorum kendimi bu konularda geliştireceğim ve bunun için süreklilik gerekiyor, sürekli yazıyorum yazmakla rahatlıyorum mutlu oluyorum. Hayatta beni mutlu eden bir işle uğraşmak ve zamanımı bu işle geçirmek çok güzel bir duygu herkes sevdiği işi için zaman ayırmalı.