HFHACI FİLİK
15 Ağustos 2026 · 9 dakika okuma

467 El Kalktı Ama Türk Milleti Henüz Son Sözünü Söylemedi

TBMM’de 467 milletvekili el kaldırdı. Ancak mesele bir oylamayla kapanmadı. Çerçeve Yasa’dan 25 yıllık iktidarın Türkiye’de bıraktığı siyasi ve ekonomik tabloya, şehit ve gazilerin hukukundan üniter devlet yapısına kadar sorulması gereken sorular var. Benim tarafım belli: Türkiye Cumhuriyeti.

Yorum 0

Hacı Filik

Rahatsızım.

Bunu özellikle böyle söyleyerek başlamak istiyorum. Çünkü bazı meseleleri sürekli siyasi nezaket cümlelerinin arkasına saklayarak konuşmaktan yorulduk.

10 Ağustos gecesi TBMM’de 467 milletvekili, kamuoyunda “Çerçeve Yasa” olarak bilinen düzenlemeye kabul oyu verdi. 87 milletvekili karşı çıktı, 7 milletvekili çekimser kaldı.

Çerçeve Yasa şimdi Cumhurbaşkanının önünde.

Henüz imzalanmadı.

Neden beklediğini bilmiyorum. Cumhurbaşkanlığından bu konuda yapılmış bir açıklama olmadığı sürece kimse de bildiğini iddia edemez.

Ama siyasi hayatın içerisinde bulunan biri olarak bir ihtimali görüyorum:

Toplumun vereceği tepkinin de izlendiğini düşünüyorum.

Yanılıyor olabilirim.

Ama eğer yanılmıyorsam, bugün susmak yapılabilecek en büyük hatadır.

Çünkü mesele artık bir partinin meselesi değil.

Benim meselem hiç değil.

Mesele, Türkiye Cumhuriyeti’nin nasıl bir devlet olarak yoluna devam edeceğidir.

25 yılda buraya nasıl geldik?

AK Parti yaklaşık çeyrek asırdır bu ülkeyi yönetiyor.

Bu süre içerisinde Türkiye ekonomik krizler yaşadı. Türk lirası büyük değer kaybetti. Enflasyon insanların sofrasını küçülttü. Bir ev sahibi olmak bir yana, gençlerin kiralarını ödeyebilmesi bile mesele hâline geldi.

Emekli geçinemiyor.

Asgari ücretli ay sonunu getiremiyor.

Gençler geleceğini başka ülkelerde arıyor.

Üretici maliyetlerle boğuşuyor.

Vatandaş markete girerken hesap makinesi kullanıyor.

Bunları yazmak için ekonomist olmaya gerek yok.

Sokağa çıkmak yeterli.

Fakat benim itirazım yalnızca ekonomiye değil.

Bu 25 yıl içerisinde Türkiye’nin toplumsal dokusu da sürekli gerildi.

İnsanlar laik-dindar diye ayrıştırıldı.

Türk-Kürt diye ayrıştırıldı.

Alevi-Sünni diye ayrıştırıldı.

Bizden olanlar ve olmayanlar diye ayrıştırıldı.

Din ve vicdan üzerinden siyaset yapıldı. İnsanların inançları, siyasi meşruiyet üretmenin aracı hâline getirildi.

Oysa devletin görevi insanların inancını ölçmek değildir.

Devletin görevi, vatandaşını ayırmadan adaleti sağlamaktır.

Benim Cumhuriyet anlayışım budur.

Cumhuriyet bu ülkenin ortak evidir

Ben Türk milliyetçisiyim.

Fakat benim Türk milliyetçiliğim bir başkasından nefret etmek üzerine kurulmuş değildir.

Benim milliyetçiliğim devletimi sevmektir.

Türk milletinin egemenliğini savunmaktır.

Türk bayrağının altında eşit vatandaşlığı savunmaktır.

Cumhuriyet’i savunmaktır.

Ve Türkiye Cumhuriyeti’nin üniter devlet yapısını tartışmaya açtırmamaktır.

Bu nedenle Çerçeve Yasa’ya karşıyım.

İktidar bunun Türkiye’nin birlik ve bütünlüğünü güçlendireceğini söylüyor.

Ben inanmıyorum.

Çünkü kırk yılı aşkın süredir Türkiye Cumhuriyeti’ne silah doğrultmuş bir terör örgütünün ortaya çıkardığı sonuçların bugün özel hukuki düzenlemeler üzerinden ele alınmasını doğru bulmuyorum.

Terör örgütünün silah bırakması, devlete sunduğu bir lütuf değildir.

Silah zaten bırakılmalıdır.

Terör zaten bitirilmelidir.

Bir hukuk devletinde bunun karşılığında devletin temel ilkelerinin tartışılmasına kapı açabilecek siyasi süreçler başlatılamaz.

Benim korkum da, itirazım da buradadır.

Bugün çıkarılan kanunun yarın hangi siyasi talebin başlangıç noktası yapılacağını bilmek istiyorum.

Bugün “geçiş süreci” denilen şeyin yarın hangi statü tartışmasına dönüşeceğini bilmek istiyorum.

Üniter devlet yapımızın tartışılmayacağının güvencesini istiyorum.

Anayasa’nın değiştirilemez hükümlerinin tartışılmayacağının güvencesini istiyorum.

Türk milletinin egemenlik hakkının herhangi bir örgütün siyasi beklentilerinin konusu yapılmayacağının güvencesini istiyorum.

Bunları istemek aşırılık değildir.

Bunlar, Türkiye Cumhuriyeti vatandaşının devletinden istemesi gereken en temel güvencelerdir.

Dün söyledikleriniz nereye gitti?

Bir de hafızamız var.

Bunu unutmayalım.

Yıllarca meydanlarda terör örgütüne karşı en sert cümleleri kuranların bugün geldikleri yere bakıyorum.

Gazeteci Yılmaz Özdil’in MHP’nin siyasi dönüşümünü anlatırken kullandığı sert ifade tam da bu nedenle tartışıldı:

“MHP hazmede hazmede, hazmettire hazmettire işte buraya geldi.”

Ben meseleyi yalnızca MHP üzerinden okumuyorum.

AK Parti’ye de soruyorum.

MHP’ye de soruyorum.

CHP’ye de soruyorum.

Yeni kurulan partilere de soruyorum.

Dün seçim meydanlarında söylediğiniz sözlerin bugün arkasında mısınız?

Milletin karşısına çıktığınızda terör konusunda başka, TBMM’ye girdiğinizde başka bir siyaset yürütüyorsanız bunu açıklamak zorundasınız.

Çünkü o koltuklar siyasi partilerin tapulu malı değildir.

Milletin emanetidir.

87 “hayır” oyunu da unutmayacağım

Zafer Partisi Genel Başkanı Ümit Özdağ’ın oylamadan sonra yaptığı değerlendirmedeki bir cümleyi önemli buluyorum:

“Türk Milleti ile TBMM’deki milletvekillerinin iradeleri ayrıştı.”

İYİ Parti Genel Başkanı Müsavat Dervişoğlu da sürecin başından itibaren Meclis’in, bir silahlı örgütün beklentileri doğrultusunda önceden kanun çıkarmaması gerektiğini söyledi.

CHP Milletvekili İlhan Kesici, kendi partisinin genel tutumundan farklı davranarak açıkça, “Oyumun rengi: Hayır.” dedi.

Farklı siyasi görüşlerden insanlar karşı çıktı.

Ben bunları özellikle yazıyorum.

Çünkü Türk milliyetçiliğini bir siyasi partinin tabelasına hapsetmiyorum.

Bu meselede doğru yerde duran kim varsa hakkını teslim ederim.

Yanlış yerde duran kim varsa hangi partiden olduğuna bakmadan eleştiririm.

Benim ölçüm parti rozeti değildir.

Türkiye Cumhuriyeti’dir.

Bir de oylamadan sonra parti değiştirenler var

Siyasetin geldiği noktayı anlatan başka bir görüntü daha var.

Mehmet Mustafa Gürban, Çerçeve Yasa’ya “hayır” oyu verdi.

Birkaç gün sonra AK Parti’ye katıldı.

Hukuken hakkıdır.

Ama siyaseten sormak benim de hakkımdır:

Bir milletvekili, iktidarın tarihî olarak sunduğu bir düzenlemeye “hayır” dedikten birkaç gün sonra nasıl aynı iktidar partisinin milletvekili oluyor?

AK Parti de kendisine şu soruyu sormalıdır:

Siyasi projenizin en önemli düzenlemelerinden birisine karşı çıkan milletvekilini, birkaç gün sonra hangi siyasi ortaklıkta partinize kabul ediyorsunuz?

İnsanların siyasete güveni neden azalıyor diye merak ediyorsanız biraz da bu görüntülere bakın.

Vatandaş aptal değil.

Hatırlıyor.

Şehit ailesine ne anlatacağız?

Benim için meselenin en ağır tarafı burasıdır.

Geçtiğimiz günlerde Ankara Güvenpark’taydım.

Er gazilerimiz özlük hakları için mücadele ediyor.

Bu insanlar bu devlete hesap sormak için dağa çıkmadılar.

Ellerine silah alıp Türkiye Cumhuriyeti’ne doğrultmadılar.

Devlet çağırdı, gittiler.

Vatan için savaştılar.

Arkadaşlarını şehit verdiler.

Kendileri gazi oldular.

Bugün haklarını anlatabilmek için parkta mücadele ediyorlar.

Şimdi kendimize şu soruyu soralım:

Türkiye Cumhuriyeti, kendi gazisine hakkını anlatmakta bu kadar ağır davranırken terör örgütü mensuplarına ilişkin hukuki düzenlemeleri neden bu kadar büyük bir siyasi projenin parçası hâline getiriyor?

Ben bunu vicdanıma anlatamıyorum.

Şehit annesine nasıl anlatacağız?

Gaziye nasıl anlatacağız?

Kırk yıl terörle mücadele eden askere nasıl anlatacağız?

Bu sorulara cevap vermeden “tarihî adım attık” demek bana yetmiyor.

467 milletvekili el kaldırdı diye mesele kapanmaz

TBMM elbette millet iradesinin temsil edildiği yerdir.

Ama milletvekilleri milletin üzerinde değildir.

467 kişi el kaldırdı diye Türk milletinin soru sorma hakkı ortadan kalkmaz.

Tam tersine başlar.

Ben Cumhurbaşkanının kanunu neden henüz imzalamadığını bilmiyorum.

Ancak toplumun tepkisinin de takip edildiğini düşünüyorum.

Bu nedenle bugün Türk milliyetçilerinin susmaması gerektiğine inanıyorum.

Buradaki “sesimizi yükseltmek” sözünden kimse başka anlam çıkarmasın.

Benim çağrım şiddete değildir.

Benim çağrım demokrasiye, hukuka ve Cumhuriyet’e sahip çıkmayadır.

Türk bayrağını alıp demokratik hakkını kullanmaktır.

Milletvekiline soru sormaktır.

Basına konuşmaktır.

Yazmaktır.

Eleştirmektir.

Anayasal toplantı ve gösteri hakkını kullanmaktır.

Kimsenin etnik kimliğine, inancına veya yaşam biçimine saldırmadan Türkiye Cumhuriyeti’nin üniter devlet yapısını savunmaktır.

Çünkü Türk milliyetçiliğinin gücü öfkeden değil, devlet fikrinden gelir.

Ben Cumhurbaşkanından bu yasayı yeniden değerlendirmesini istiyorum

Sayın Cumhurbaşkanı,

25 yıldır Türkiye’yi yöneten siyasi iktidarın liderisiniz.

Bugün önünüzde yalnızca 12 maddelik bir kanun bulunmuyor.

Bu kanunun arkasında yıllardır devam eden bir terör meselesi, binlerce şehidin hatırası, gazilerin mücadelesi ve milyonlarca vatandaşın devletine duyduğu güven bulunmaktadır.

467 milletvekilinin oyunu gördünüz.

Şimdi itiraz edenleri de dinleyin.

Bu yasayı yeniden değerlendirin.

Türkiye Cumhuriyeti’nin üniter devlet yapısına gelecekte zarar verebilecek bu düzenlemeyi yürürlüğe sokmayın.

Gerekirse Meclis’e geri gönderin.

Gerekirse Türk milletinin önüne götürün; referandum yapalım.

Türk milleti bu yasadan rahatsız.

Size anlatılanlarla yetinmeyin.

Etrafınızda kurulan duvarların içerisinde kalan sesleri değil, Türk milletini dinleyin.

O duvarı yıkın, aşın ve vatandaşın gerçek taleplerine göre karar verin.

Çünkü bu ülke 25 yıldır ekonomik krizlerden, siyasi kamplaşmalardan, din ve vicdan üzerinden yürütülen tartışmalardan, bitmeyen kutuplaşmadan yeterince yoruldu.

Şimdi Türkiye’nin yeni bir ayrışmaya değil, Cumhuriyet’in temel değerlerinde yeniden birleşmeye ihtiyacı var.

Benim söylediğim budur.

Rahatsız olan olabilir.

Ben de rahatsızım.

Çünkü benim için mesele AK Parti değildir.

MHP değildir.

CHP değildir.

Mesele, hepsinden önce var olan ve hepsinden sonra da var olması gereken Türkiye Cumhuriyeti Devleti’dir.

Siyasi partiler gelir, gider.

Cumhurbaşkanları değişir.

Milletvekilleri değişir.

İktidarlar değişir.

Ama devlet kalır.

O nedenle bugün, hangi siyasi görüşten olursa olsun Cumhuriyet’in üniter yapısını savunan herkese aynı şeyi söylüyorum:

Birbirimizle kavga etmeyi bırakalım.

Bizi yıllardır birbirimizden ayırmak için kullanılan kimliklerin arkasına saklanmayalım.

Türk bayrağının altında buluşalım.

Hukukun içerisinde kalalım.

Sesimizi duyuralım.

Ve çocuklarımıza bırakacağımız devletin temelinin tartışılmasına sessiz kalmayalım.

Çünkü bizim birbirimize değil, birbirimize rağmen Türkiye Cumhuriyeti’ni zayıflatabilecek her adıma itiraz etmeye ihtiyacımız var.

Benim tarafım belli:

Türkiye Cumhuriyeti.

Siz de tarafınızı seçin.

Türk milletinden yana olanlarla birlikte Türk devletini ve Türkiye Cumhuriyeti’ni savunmaya devam edelim.

Hacı Filik
Zafer Partisi Çayırova İlçe Başkanı
Bilim • Birlik • Barış

Bir Cevap Yazın

Hacı FiLiK sitesinden daha fazla şey keşfedin

Okumaya devam etmek ve tüm arşive erişim kazanmak için hemen abone olun.

Okumaya Devam Edin