Bugün bir fotoğraf, bir video veya birkaç cümle milyonlarca insana ulaşabiliyor. Ancak her gördüğümüz görüntü gerçek, her okuduğumuz haber doğru değil.
Yapay zekâ teknolojileri geliştikçe sahte görüntüler, değiştirilmiş konuşmalar ve yanıltıcı bilgilerle daha sık karşılaşıyoruz. Böyle bir dönemde toplumun en önemli güvencelerinden biri eleştirel düşünme becerisi, diğeri ise özgür ve sorumlu gazeteciliktir.
Bilimsel düşünce; duyduğumuza hemen inanmak değil, araştırmak, sorgulamak ve kanıt aramaktır. Gazetecilik de kendisine ulaştırılan her iddiayı yayımlamak değildir. Belgelerin doğruluğunu incelemek, farklı kaynaklara başvurmak, hakkında iddia bulunan kişilere soru sormak ve yeterince doğrulanmayan bilgiyi yayımlamamak bu mesleğin sorumluluğudur.
Murat Ağırel’in tutuklanmasıyla gündeme gelen tartışma, tam da bu noktada önem taşıyor.
Kamuoyuna yansıyan bilgilere göre Ağırel, Sarıgül ailesine ilişkin soruşturmada “suç örgütüne yardım” suçlamasıyla tutuklandı. Savcılık, kendisine iletilen bilgi ve belgeleri hakkında iddia bulunan tarafa aktarmasını suçlama konusu yaparken Ağırel, suçlamaları reddederek belgelerin doğruluğundan şüphe duyduğu için araştırma yaptığını ve teyit edemediği iddiaları haberleştirmediğini belirtiyor.
Murat Ağırel’in Cumhuriyet’teki yazısı: “Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı’na”
Burada sorulması gereken soru açıktır: Bir gazetecinin iddiaları doğrulamaya çalışması, muhataplarına soru yöneltmesi ve doğruluğundan emin olmadığı bilgiyi yayımlamaması nasıl değerlendirilecektir?
Vatandaşa “Her duyduğuna inanma, araştır” derken gazetecinin araştırma sürecini de güvence altında tutmak zorundayız. Teyit etmeden yayımlamamak, sorumlu gazeteciliğin gereğidir. Haber araştırmasının suçlamaya konu olması, yalnızca bir gazeteciyi değil, gerçeğin peşine düşmek isteyen herkesi kaygılandırır.
Gazetecilik faaliyetleri ile suç isnatları arasındaki ayrım somut delillerle, açık gerekçelerle ve titizlikle yapılmalıdır. Gazeteci kimliği kimseyi hukukun dışında tutmaz; aynı şekilde hukuk da gazetecilik faaliyetini baskı altına almanın aracına dönüştürülemez.
Bugün, 24 Ekim’de, Kocaeli’nin de aralarında bulunduğu 10 ilde basın meslek örgütlerinin “Sansüre hayır, habere özgürlük” çağrısıyla yükselttiği ses, bütün toplumun haber alma hakkını ilgilendiriyor. Bu çağrıyı destekliyorum.
Gebze Emek’te yayımlanan haber
Gebze’de, Çayırova’da ve Kocaeli’nin bütün ilçelerinde bunun karşılığı son derece somuttur. Vatandaş; belediyenin bütçesinin nereye harcandığını, bir ihalenin neden iptal edildiğini, bir yolun neden çöktüğünü, sanayi tesisinin çevreye etkisini ve kamu yardımlarının hangi ölçütlerle dağıtıldığını öğrenebilmelidir. (hacifilik.com)
Bu soruları soran gazetecinin özgürlüğü, o şehirde yaşayan vatandaşın hakkıdır. Yerel basının sorularına cevap vermek, kamu görevini yürütenlerin sorumluluğudur.
Basın özgürlüğünü savunmanın ölçüsü, yalnızca bizi destekleyen haberler karşısındaki tutumumuz değildir. Bizi eleştiren gazetecinin de özgürce soru sorabilmesini savunabilmektir. Benim için de ölçü budur.
Yanlış bilgiyle mücadele; şeffaflıkla, kanıtla, nitelikli eğitimle, bağımsız gazetecilikle ve kamuoyuna zamanında verilen doğru cevaplarla güçlenir. Gerçeği araştıranların susturulduğu yerde söylentiler çoğalır, toplumun kurumlara güveni zayıflar.
Bilginin kaynağını incelemek ve doğrulanmamış iddiaları yaymamak hepimizin sorumluluğudur. Bu sorumluluğu yerine getirebilmek için araştıran gazetecilere, hesap veren yöneticilere ve sorgulayan yurttaşlara ihtiyacımız var.
Güçlü toplum, doğru bilgiye ulaşabilen ve kendi aklıyla karar verebilen toplumdur. Güçlü devlet de milletinin soru sormasından çekinmeyen, o sorulara cevap verebilen devlettir.
Gazetecilik suç değildir. Halkın haber alma hakkını ve basın özgürlüğünü savunmak, hepimizin ortak sorumluluğudur.
Hacı FİLİK
Zafer Partisi Çayırova İlçe Başkanı
